Rüya gören kişinin, kendisinin,
Bir rüya olmadığı konusunda ısrar ediyordu
Bu adam bir kaçık olmalıydı,
Saçları yıllardır taranmaktan uzaktı sanki
Kirli ve beyaz gömleğiyle gayet uyumlu
Zamanın sayacını boynuna asan ve her saat başı
Gürültüyü kopartan bu adam
Bağırarak söylendi: Elimde kalan tekliklerden başka,
Sana vereceğim bir şey yok
Boşlukta nefesi,
Camlarda izi kalan belli belirsiz resmi
Rüya gören kişinin, rüya olmadığı konusunda ısrar etmeli
Ve dedi ki; Yeryüzünde yaşayan insanların
Lisanı muğlaklaşmıştı sanki
Netlikten uzak yanılsamalı bir ‘’hiç’’ geçirdi içinden
Gözlerindeki dehşetle kapattı kapıları,
Dilindeki yarım mırıltı; Tanrım, lütfen boşlukları geri al!
….İçimdeki uzay ve sarhoş eden yıldızlar
Çamur yutan algımda parçalanmış nebülalar
Hangi oluşumun uydusuysam eğer,
Ya da kadim uygarlıklardan bu güne gelen ruhumu
Dimağımdan yırtarak kopardım
Üstelik acı çektiğime dair herhangi bir kanıtım da yoksa eğer….
Masada duran bardak
İçine daldırdığım kaşık
Ve çay şekerle karışık
Artık çok geç, şekerle çayın ayini
Başladı artık
Dedi ki; Bildiklerini tekrar içinden geçirsene
Yalnız kalan ateş daha çabuk söner diye, atıldı birden üstüme
Ruhumun kapılarını kimler kırdı diye, söylenerek odadan çıktı
Avuçlarının ortasından sızan, ışıktan korkan karanlıklar
Masada duran bardak, kamaştıran o ışık
Masanın yere sımsıkı tutunmuş bacakları
-Kaldı benimle beraber-
Taşımanın sorumluluğuyla sonsuza dek
Olduğu yerde kalacak gibiydi
Bağırarak geri geldi; Rüyalarımda katlime ferman çıkartanlar
Ve ölmemi isteyenler var
Oysa burada gerçeklerle akit imzalıyor bedenim
Derin bir sessizlikten sonra…
Pencereye yöneliyorum;
Hayır, uçmak yasak!
Rüyamda bir adam var; saçları kıvırcık, kumral
Ela gibi gözleri, güneşin özünden fırlamış gibi
Hiçbir şey yapmadan öylece duran
Ya da yaptıklarını kendine saran
Ben derken, yıkan duvarları, sen derken
Aklını oynatan biri
Her adım başı an’larla yüzülüyor derisi
Her adım başı, ruhumla at başı yarışı
Rüya gören kişinin bir rüya olmadığı
Ve kendi varlığını ispata sürüklerken evren
Çekirdeğinden gövdeler fırlatıyor
Haydi diyor bir ses!
‘’Diriliş zamanı’’
Hayır ama, hayır uçmak hala yasak!
Dilimde hiçbir söz
Hiçbir kimseye, hiçbir şey söylemiyor
Rüya görüyorum belki de hemen kalksam sona erecek
Anıtlarda izlerime rastlıyorum
Tanrım diyorum tanrım, lütfen boşluklarını geri al!
Işığın yanına konan ruhumun, acelesi var!
Hayır, gitmek yasak!
Dağınık bir düzlemde savrulmuş el ve ayaklar
Gözler, eller ve avuçlar
Bir gövde tasarlamalıyım o zaman
İşte bu kol ve bunlar da bacaklar
Biraz daha gayret edersem, insan olacak
Masada zaman
Akıyor kumun tanelerinde
Her tanesinde bir gün asılı
Senin için odakladım kendimi
Belki şaşırmadan sayabilirsin günlerini
Dedim ki ona ben de,
Eğer elindeyse, ruhumu zapt eden karanlığa soruver
Beyaz inci tanelerimi görmüşse eğer
Hangi izbe köşelerden ruhumu izler?
Sus dedi, sus artık yeter
Uyandıracaksın!
Karanlığın koynunda uyuyan
Boynundan kopup, boşluğa savrulan
İnci tanelerinin rüyasısın sen!
Dağınık bir düzlemde savrulmuş
Kol ve bacaklar
Bir insan kaç güzel şey tasarlar?
Dedi kayıp inciler
Sus dedi, sus artık yeter,
Uyandıracaksınız!
Bir insanın rüyasında kayıpsınız siz
Eğer sessiz durmazsanız, bulunacaksınız!
Bir rüya olmadığı konusunda ısrar ediyordu
Bu adam bir kaçık olmalıydı,
Saçları yıllardır taranmaktan uzaktı sanki
Kirli ve beyaz gömleğiyle gayet uyumlu
Zamanın sayacını boynuna asan ve her saat başı
Gürültüyü kopartan bu adam
Bağırarak söylendi: Elimde kalan tekliklerden başka,
Sana vereceğim bir şey yok
Boşlukta nefesi,
Camlarda izi kalan belli belirsiz resmi
Rüya gören kişinin, rüya olmadığı konusunda ısrar etmeli
Ve dedi ki; Yeryüzünde yaşayan insanların
Lisanı muğlaklaşmıştı sanki
Netlikten uzak yanılsamalı bir ‘’hiç’’ geçirdi içinden
Gözlerindeki dehşetle kapattı kapıları,
Dilindeki yarım mırıltı; Tanrım, lütfen boşlukları geri al!
….İçimdeki uzay ve sarhoş eden yıldızlar
Çamur yutan algımda parçalanmış nebülalar
Hangi oluşumun uydusuysam eğer,
Ya da kadim uygarlıklardan bu güne gelen ruhumu
Dimağımdan yırtarak kopardım
Üstelik acı çektiğime dair herhangi bir kanıtım da yoksa eğer….
Masada duran bardak
İçine daldırdığım kaşık
Ve çay şekerle karışık
Artık çok geç, şekerle çayın ayini
Başladı artık
Dedi ki; Bildiklerini tekrar içinden geçirsene
Yalnız kalan ateş daha çabuk söner diye, atıldı birden üstüme
Ruhumun kapılarını kimler kırdı diye, söylenerek odadan çıktı
Avuçlarının ortasından sızan, ışıktan korkan karanlıklar
Masada duran bardak, kamaştıran o ışık
Masanın yere sımsıkı tutunmuş bacakları
-Kaldı benimle beraber-
Taşımanın sorumluluğuyla sonsuza dek
Olduğu yerde kalacak gibiydi
Bağırarak geri geldi; Rüyalarımda katlime ferman çıkartanlar
Ve ölmemi isteyenler var
Oysa burada gerçeklerle akit imzalıyor bedenim
Derin bir sessizlikten sonra…
Pencereye yöneliyorum;
Hayır, uçmak yasak!
Rüyamda bir adam var; saçları kıvırcık, kumral
Ela gibi gözleri, güneşin özünden fırlamış gibi
Hiçbir şey yapmadan öylece duran
Ya da yaptıklarını kendine saran
Ben derken, yıkan duvarları, sen derken
Aklını oynatan biri
Her adım başı an’larla yüzülüyor derisi
Her adım başı, ruhumla at başı yarışı
Rüya gören kişinin bir rüya olmadığı
Ve kendi varlığını ispata sürüklerken evren
Çekirdeğinden gövdeler fırlatıyor
Haydi diyor bir ses!
‘’Diriliş zamanı’’
Hayır ama, hayır uçmak hala yasak!
Dilimde hiçbir söz
Hiçbir kimseye, hiçbir şey söylemiyor
Rüya görüyorum belki de hemen kalksam sona erecek
Anıtlarda izlerime rastlıyorum
Tanrım diyorum tanrım, lütfen boşluklarını geri al!
Işığın yanına konan ruhumun, acelesi var!
Hayır, gitmek yasak!
Dağınık bir düzlemde savrulmuş el ve ayaklar
Gözler, eller ve avuçlar
Bir gövde tasarlamalıyım o zaman
İşte bu kol ve bunlar da bacaklar
Biraz daha gayret edersem, insan olacak
Masada zaman
Akıyor kumun tanelerinde
Her tanesinde bir gün asılı
Senin için odakladım kendimi
Belki şaşırmadan sayabilirsin günlerini
Dedim ki ona ben de,
Eğer elindeyse, ruhumu zapt eden karanlığa soruver
Beyaz inci tanelerimi görmüşse eğer
Hangi izbe köşelerden ruhumu izler?
Sus dedi, sus artık yeter
Uyandıracaksın!
Karanlığın koynunda uyuyan
Boynundan kopup, boşluğa savrulan
İnci tanelerinin rüyasısın sen!
Dağınık bir düzlemde savrulmuş
Kol ve bacaklar
Bir insan kaç güzel şey tasarlar?
Dedi kayıp inciler
Sus dedi, sus artık yeter,
Uyandıracaksınız!
Bir insanın rüyasında kayıpsınız siz
Eğer sessiz durmazsanız, bulunacaksınız!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder